26 Şubat 2015 Perşembe

Efsane Tanrıçası - Tanrıça Serisi 7.Kitap - P.C Cast

2




Efsane Tanrıçası
P.C. Cast
Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı :392
Kategori : 3

Arka Kapak : Hayatta ve aşkta ikinci bir şans elde edebilirdi… ama tek bir şartla…Hayattan bıkmış bir fotoğrafçı olan Isabel trafik kazası geçirir. 
Ölüm ve yaşam arasında gidip gelirken bir su tanrıçası tarafından kurtarılır fakat tanrıçanın bir şartı vardır:
Isabel'in zamanda geriye gidip efsanevi Şövalye Lancelot'u baştan çıkararak onu Kraliçe Guinevere'den uzaklaştırması gerekmektedir.


Isabel bunun çok da kötü bir şey olmayacağını düşünür, ne de olsa yakışıklı bir şövalye her kadının hayalidir. Fakat sonunda baştan çıkarılan kişi kendisi olur, hem de Kral Arthur tarafından! Kral, bu gizemli kadın kendisiyle ittifak yapmaya geldiğinde yaşayabilecekleri herhangi bir yakınlaşmanın çok sevdiği krallığını tehlikeye atacağının bilincindedir. 


Peki bu, onu Isabel'le yakınlaşmaktan alıkoyacak mıdır? 



Konusu :
Tanrıçalar Serisi kitabında konu olarak mitolojiyi en güncellemiş şeklini bizim önümüze sunuyor.Kitap karakterleri hep Olimpos tanrıları ve yahut onlarla bağlantılı oluyor.Mitoloji severler ve ya ilgi duyanların sevebileceği bir kitap serisidir.Efsane Tanrıçası okuduğum diğer kitaplaradan farklı olarak Mitolojik karakter bağlı olarak sadece Su Tanrıçası Coventina yı görüyoruz.
Konu olarak ise Göllerin Leydisi Vivien ( Merlinin takdığı bir isim ) ,Merline aşık ama  Merlin oğlu gibi sevdiği Arthur'un gelecekteki yıkımını görünce ( Guinevere ve Arthur ilişkisi )ölüm uykusuna yatar.Tanrıça  buna bir çare bulmak için Isabel 'i Lancelot'u ayartması için geçmişe getirir. Bunun yanı sıra Isabel'in Camelot daki yaptığı bazı değişiklikler ( Pantolon giyen kadınlar , Mola saatleri , Oyunlar ) ve Oradaki insanlara karşı farklı davranışı da kitap da konu olarak yer alıyor .



Alıntılar :

★  Dünyaya iz bırakmak istemenin kibirle bir alakası yok. Bu topraklar üzerinde sürdüğümüz yaşam sona ermeden önce hepimizin yapmayı istediği şey bu değil mi? Çabalarımızla iyi bir şeyler bırakmak.
  Küçükken annemin söylediği bir söz vardı. "Yürek dilediğini yapar."

★ Dünyanın düzeni bu değil miydi? O lanet olasıca kaderi değiştiren tek şey hep doğru kadındı...

Hiçbirimiz aşkı nerede bulacağımızı seçemeyiz.

Yorum : En en sevdiğim seri kitaplarından biri Tanrıçalar Serisidir.Her kitap beni ayrı ayrı heyecana sürüklüyor aslında kuzenimden bu ilk kitabı okumasaydım devamı gelmezdi. Gel gelelim Efsane Tanrıçası kitabına , diğer kitaplara göre bu kitap biraz daha sönük kalıyor bence ama kitabı okurken aklıma sürekli CNBC-e de ki Merlin dizisinin oyuncuları gözümün önündeydi :))




Kitabın olumlu  yerleri ise tabi ki Isabel 'in Camelot'a yaptığı değişiklikler , Arthur a davranışları , Arada Vivien 'nin konuya dahil olması benim için  okumayı kolaylaştırdı.

Sürekli diğer kitaplarla karşılaştırıyorum ama kitabın sonu benim en en en sevdiğim yer oldu . Kesinlike çok iyi bir sondu :)





Son olarak Serisinin en beğendiğim kitapları :   

           
   







20 Şubat 2015 Cuma

Agatha Christie - On Küçük Zenci

2



On Küçük Zenci
 Agatha Christie

Altın Kitap Yayınevi
Sayfa Sayısı :191
Kategori : 9



Arka Kapak :
 Her birinin gizledikleri ve korktukları sırları olan on kişi, Zenci Adası’nda ki ıssız bir malikaneye davet edilirler. Ancak malikaneye giden grubu bir sürpriz beklemektedir, ev sahibi ortalarda yoktur.
Geçmişlerindeki karanlık sırlardan başka hiçbir şeyleri olmayan bu insanlar adada mahsur kalmışlardır. Konuklar bir süre sonra gizledikleri karanlık sırları birbirlerine anlatırlar. Ve teker teker ölmeye başlarlar..

Yorum : On küçük zenci yemeğe gitti, Birinin lokması boğazına tıkandı. Kaldı dokuz. Dokuz küçük zenci geç yattı, Sabah biri uyanmadı. Kaldı sekiz. Sekiz küçük zenci Devon'u gezdi, Biri geri dönmedi. Kaldı yedi. Yedi küçük zenci odun yardı, Biri baltayı kendine vurdu. Kaldı altı. Altı küçük zenci bal aradı, Birini arı soktu. Kaldı beş. Beş küçük zenci mahkemeye gitti, Biri idama mahkum oldu. Kaldı dört Dört küçük zenci yüzmeye gitti, Birini Balık yuttu. Kaldı üç. Üç küçük zenci ormana gitti, Birini ayı kaptı. Kaldı iki. İki küçük zenci güneşte oturdu, Birini güneş çarptı. Kaldı bir zenci. Bir küçük zenci yapayalnız kaldı. Gidip kendini astı. Kimse kalmadı.



Kitabın ana fikri bu şiir üzerinden ilerliyor.Ama şiiri bilmenize rağmen tahmin etmeniz olanaksız.Okurken aklınızda bir çok isim , olay geçiyor ama kitap sonunda sizi çok şaşırtıyor.

Kitabın sizi etkilemesinin bir sebebi de  ölüm olayları şiir üzerinden birebir gitmesi ve ortadan kaybolan küçük zenci bibloları ayrıca her konuğun hikayesi de buna katabilirim.
Beni özellikle Vera 'nın hissettiği derin vicdan azabı etkiledi  
diyebilirim .

Kitabın son sayfasına kadar ne olduğunu anlamıyorsunuz bu sebeple de kitabı çok kısa sürede bitirmeniz mümkün.

Kesinlikle Tavsiyemdir !!







17 Şubat 2015 Salı

Aşkın Gözyaşları # 3 - Sinan Yağmur

0

Sinan Yağmur
Aşkın Gözyaşları ( Kimya Hatun )
Karatay Akademi Yayınları
Sayfa Sayısı : 272
Kategori : 22

Arka Kapak : "Şems! Ey seyyarelerin en tekinsizi! Çarpacak bir beni mi buldun? İyi ki beni buldun. Hoş âmedî! Hoş âmedî! Seni arıyordum Şems! Ama dağıla dağıla. Seni bekliyordum Şems! Ama savrula savrula…
Allah'ım beni Şems ile yarala! Öyle yarala ki akan gözyaşlarım cehennemi söndürsün. Ağlamaktan kör olup görmesem de cennetini. Sen varsın ya! Şems, Kimya'nın yüzüne doğru eğilirken, pencereden bir ışık huzmesi süzüldü odaya. Oda göz kamaştıracak bir şekilde ışıkla dolmuştu. Bir gül kokusu yayıldı odanın her yanına. Kimya başını pencereye doğru çevirdi. Hemen ayaklarını dizlerine, dizini ise karnına doğru çekti. Tıpkı bir bebeğin anne karnında durması gibi. Kimya yatağın içinde doğrulmaya çalıştı. Tebessüm etti. Dudağından; "Efendimiz... Efendimiz..." Başı yastığın sağ ucuna düştü."
Herkes kendi yüreğinin diline uygun kitaplar okur. Bu kitapta okuyucu, içinin içtenlikle dolu sesini duyacaktır. Her bir bakışı ömrünün Şems'ini arayan, her bir adımı özünün aşk kapısını aralayan, Kimya'nın sessiz ağıtına aşkın gözyaşları ile katılan, o saf yüreklerini okuyacaklar.

Konusu :  Aşkın Gözyaşları: Kimya Hatun Türk yazar Sinan yağmur tarafından kaleme alınmış olan biyografik roman türünde bir eser. Konusu; zaten kitabın isminden de anlaşılacağı gibi Aslen Müslüman bir baba ve Hristiyan bir anneden olma Kristina’nın hayatı konu edilmektedir. Sonraları babası vefat etmiş, annesi İslam’ı kabul etmiş ve ardından Konya’ya göç etmiş. Kristina’da İslam’ı kabul ettikten sonra ismini Kimya olarak değiştirmiştir. Sonraları ailesi ile Konya’ya göçmüş. Burada dul kalan annesi birilerinin vesilesi ile Konya’nın yıldızı olan Mevlana Celaleddin Rumi ile evlenmiştir. Bu kitap, işte Mevlana Hazretlerinin üvey kızı olan Kimya Hatun’u onun Şems Hazretleri ile karşılaşması konu ediniyor. Aşkın Gözyaşları serisinin 2. ve 3. kitaplarını daha çok beğendiğimi söylemeliyim.Zaten ilk kitaptan beri Kimya Hatunu merak etmiştim ve bu kitabını beğendim.Genel olarak aynı olay örgülerini Kimya Hatunun duygu ve düşünceleri ile okudum bu kitap da. Bazı yerlerinde konunun saptığını düşünsem de genel olarak kitabı beğendim. Hem keyif veren hem de bazı düşünceleri size hissettirebilen bir kitap.
İyi Okumalar!!


Alıntılar : 

★  
Bizi anlamanızı, anlayanların bize Fatiha ve üç İhlas okumasını istirham ediyorum. Aşkın adına. Aşkın nârına...Biz aşkı yaşadık, aşkla yaşadık, aşkla sonsuzluğa ulaştık.

★ 
Aşkın bedeli sınırsız olmalıdır ve nereye kadar götürüyorsa, oraya kadar gidilmelidir. Hiç kimse kahır yaşamak için aşık olmaz. Kahrın da hoş, lütfun da hoş diyebilmektir aşk. Hak edişin hesabı tutulmaz.


★ Âdem Havva’ya her görüşte ilk kez görür gibi sevdalıydı, her ayrılışta son kez görüyormuşçasına vedalıydı.


★ “Seni ne geç bulmuştuım halbuki...”dedi. Bu kadar erken nasıl bırakırım?
-Ağlama Şems’im ağlama. Öleceğime değil sana doyamadığıma yanıyorum. Ağlama Şems! Ağlama. Gözyaşlarını içesim gelir. Ağlama!”
Aşkın gözyaşları sağanak olmuştu...



Aşkın Gözyaşları ( Tebrizli Şems ) Okumak İçin Tıklayınız

Aşkın Gözyaşları ( Hz. Mevlana ) Okumak İçin Tıklayınız
     


                                                         
         

16 Şubat 2015 Pazartesi

Superman ve Spiderman Yüzyılın Savaşı - Gerry Conway

0


Superman ve Spiderman Yüzyılın Savaşı 
 Gerry Conway
Gerekli Şeyler Yayınevi
Sayfa : 160
Kategori : 2


Kapak :
 
Superman ve Spider-man'in bir araya
geldiği iki büyük macera aynı ciltte.

 Marvel ve DC ortak yapımı bir yayın. İki farklı yayınevi iki farklı kahraman birarada. Ön plan çıkan bir durumda söz konusu; bu macaranın çizer  kadrosunda büyük usta John Buscema da var. Diğer çizerler ise Ross Andru ve yine bir büyük usta John Romita JR da var.

Yazarlar ise Gerry Conway, Jim Shooter, Marv Wolfman. Böylece çok kaliteli bir yayın olduğu ortaya çıkıyor.
Gereli Şeyler'in sitesinde DÜNYANIN EN BÜYÜK İKİ SÜPER KAHRAMANI İKİ AYRI MACERA İLE KÜTÜPHANENİZE GELİYOR ibaresi yer alıyor.



Kitap da ki Extra Karakterler ;
Dr.Octobus
Lex Luthor
Hulk
Doom
Wonder Woman
Tabi J.Jameson  ve mary jane watson ı da unutmamak lazım :)                                                                 

Kitap dan bir kaç kare :)

 







Yorum :
Çizgi roman olarak bu kitap dan başladığıma memnunum aslında benim favori karakterim Batman olsa da :) Spidermanı de seviyorum.Konu olarak bir şey yazmadım ek karakterlerden de anlaşılacağı üzere iyiler ve kötüler :))
Bir çok bölümün bir kitap da toplanması daha iyi olmuş bence .İçindeki bir kaç diyalog hoşuma gitti sadece :)
İki karakteri de sevenlere önerim dir. Çizgi roman olarak okumaya devam edebilirim sanırım kesintisiz çizgi film keyfi gibi bir şey :))






                                                                                                               

15 Şubat 2015 Pazar

Kırmızı Pazartesi - Gabriel García Márquez

0


                                                              Kırmızı Pazartesi
Gabriel García Márquez
Can Yayınları
Sayfa Sayısı : 111
Kategori : 21

Arka Kapak : Kolombiyalı büyük yazar Gabriel García Márquez'in 1981'de yayımlanan yedinci romanı Kırmızı Pazartesi, işleneceğini herkesin bildiği, engel olmak için kimsenin bir şey yapmadığı bir namus cinayetinin öyküsü. Hem Kolombiya'da, hem de yayımlandığı dünyanın dört bir yanındaki pek çok ülkede sarsıcı etkileri olmuş bir roman. Usta yazar, çocukluğunu geçirdiği kasabada yıllar önce yaşanmış bir cinayet olayını aktarıyor. Romanın kahramanı Santiago Nasar'ın öldürüleceği daha ilk satırlardan belli. Kırmızı Pazartesi, yalnızca bir cinayetin arka planını değil, bir halkın ortak davranış biçimlerinin portesini de çiziyor. Böylece, sonuna dek ilgiyle okuyacağınız bu kısa ve ölümsüz roman, bir toplumsal ruh çözümü niteliği de kazanmış oluyor

Yorum : 

Sürekli ertelediğim ve okuduktan sonra ertelediğime pişman olduğum bir kitap daha.
Arka kapak gayet açık ve net anlatıyor aslında kitabın konusunu bize.Önceden işlenecek bir cinayet var.Fakat işleneceği bilindiği halde kimsenin bir şey yapmadığı bir cinayet.Santiago Nasar'ın öldürüleceği okuduğunuz ilk sayfada yazıyor.Bu bir namus cinayeti de belli oluyor hatta katilleri bile belli.Kitapda belli olmayan nokta ise Nasar 'ın bu eylemi gerçekleştirip , gerçekleştirmediği.
 Kitabı  okurken  kendinizi “neden biri bir şey yapmıyor” diye sorgulayabilirsiniz

İnsanoğlunun sorumluluktan kaçışının ve ön yargılarının başarılı şekilde anlatıldığı, yazarının bile “En güzel eserim” diye tabir ettiği bir başyapıt bu.
 Kırmızı Pazartesi de tavsiyemdir:)




Kitabın farklı basımları ;

         







                                                           

13 Şubat 2015 Cuma

Gökkuşağını Yakalamak - Kathleen Long

0


Gökkuşağını Yakalamak
Kathleen Long
Arkadya Yayınları
Sayfa Sayısı : 310
Kategori : 19

Arka Kapak :

 Siz kendi gölgenizin esiri olmuşken , başkasının hayatını nasıl aydınlatabilirsiniz ?

Bir zamanlar tek derdinin fazla kiloları olduğunu düşünen Bernadette Murphy, hayatın, yediği çikolata kadar tatlı olmadığını acı bir şekilde anlamıştır. Babasının ani kaybıyla kendini adeta bir boşlukta bulurken, kocasının onu terk edişiyle içten içe savaşmaktadır. En yakın arkadaşının bir bebek beklediği gerçeği ise onu adeta karanlığa sürüklemektedir.

Aslında acıya ve kalp ağrısına hiç de yabancı olmayan Bernadette, babasının ona bıraktığı şifreli cümlelerden oluşan bir defterle kendine bir yol bulmaya çalışacaktır. Çözmeye çalıştığı her şifreli cümle, yeni bir umut kapısıdır onun için. Ya bu umut kapısını aralarken gökkuşağının peşinden gidecektir ya da kendi gölgesine hapsolacaktır.

Gökkuşağını Yakalamak, kabullenişi ve hayat sağanağında nasıl ilerleyeceğimizi trajikomik bir dille anlatan etkileyici bir roman.

Konusu : 
Gökkuşağını Yakalamak bir yaşanan zorluklardan sonra daha iyi olma , iyileşme dönemini anlatan bir roman. Bernie , babasının ölümünden sonra kendini çok kötü hissediyor.Bunun yanı sıra eşi Ryan da onu terketmesi , en yakın arkadaşı Diane  nın bir bebek beklemesi tüm bu olaylar Bernie yi bir çıkmaza sürüklüyor.Bütün bu yaşadıklarını  bol bol yiyerek , bazen televizyon kanallarında alışveriş yaparak , arkadaşının kızı Ashley ile vakit geçirerek doldurmaya çalışıyor. Bunun yanı sıra birkaç güzel olay dan oluşan bir kitap.


Alıntılar :

 Eğer nereye gideceğinizi bilmiyorsanız, oraya vardığınızda ulaşmak istediğiniz yeri kaçırabilirsiniz."

 "Bazen kapıyı kimin çaldığını bilmek kolay değildir. fırsat mı, yoksa şeytan mı?"

"Cesaret, ölümüne korktuğunu bilen tek kişi olma sanatıdır."
"Bir insanın yaşamının en önemli kısmı, iyilik ve sevgi adına yaptığı küçük, isimsiz ve anımsanmayan eylemlerdir."

Hayallerine sımsıkı sarıl çünkü hayallerin yok olursa, hayat, kanadı kırık, uçamayan bir kuşa benzer."

Yorum : 
Öncellikle
 Gökkuşağını Yakalamak kitabını genel olarak beğendim. Zaten Arkadya Yayınlarının kitaplarını seviyorum , hatta bayılıyorum diyebilirim.Yani böyle uzun uzun okunup üstünde konuşulacak bir kitap değil.Konu olarak güzel sizi bir yerden sonra kendisine bağlıyor , kitabın her bölümüne geçerken bir anlamlı söz olması benim hoşuma giden noktalardandı.Ayrıca yazarın konuyu anlatış tarzını beğendim belki daha sonra başka bir kitabını daha okuyup sizlerle paylaşabilirim.

Bunun yanı sıra 19.kategori yı bitirdiğime göre sanıırım sadece Simyacı- John Ward 'ı beğenmedim.


 


10 Şubat 2015 Salı

Mine Söğüt - Deli Kadın Hikayeleri

4



Mine Söğüt
Deli Kadın Hikayeleri
Yapı Kredi Yayınları
Sayfa Sayısı : 176
Kategori : 19

      Arka Kapak : 

Aklın kıyısında gezinen , kadınlıklarını bir lanet gibi sırtlarında taşıyan , hepsi ''kaybetmeye'' yazgılı, içe işleyen yalnızlıklarıyla kalp burkan hayatlar, varoluş kabusları....
Kalemini zehire,kana,cinnete,ölüme ve hayata aynı lezzetle batıran Mine Söğütten unutlmayacak yirmi bir delilik hikayesi...

“Hani derler ya insan ölürken hayatı bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçermiş, yok çocuğum, yalan. Ben ölüyorum ve hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden falan geçmeyecek. Hissediyorum. Ben unutmak istiyorum doktorcuğum. Eskiden olan her şeyi unutmak. İnsan ölürken geçmişi hatırlarsa çok üzülür değil mi? İnsan ölürken kendi kendini niye üzsün ki?"

                                                        ...




Konusu : 
Kitabın içinde 21 öykü , 21 yalnız kadın , ölümleri , yaşamları ve bazı tercihleri yer alıyor.
Kitabın hem hikayeleri çarpıcı hemde kitap içerisinde yer alan resimler.Aslında öykülerin temelinde deliren ,  çıldıran, esas olarak kendini yok etmeye ahdetmiş kadınlar var.Hepsi kadın hikayeleri, hepsi içinizi buruyor. Sırf kadın olmanın zorluğunda delilik kıyılarında geziniyor kitap. Hepsi kaybeden hepsi delirmezse yaşamayacak kadınlar. 

       ★            


Yorum :
Kitabı bitirdikten sonra birkaç dakika kendime gelemediğim doğrudur.Sanırım duygusal yönüm ağır bastı kitabı okurken.Kitap güzel olmasına rağmen içlerinden sadece bir kaç öyküyü beğendim.Ayrıca daha önce Mine Söğüt okumadım ama bu kitap dan sonra yazarın diğer kitaplarında da aynı özgünlük var mı diye merak etmedim değil.Genel olarak hikayelerin konusu '' Kadın Olmak '' olduğu için biraz içinde sertlik ve duygu yoğunluluğu vardı.

Alıntılar :  
Her hikaye oncesi bir resim ve bir şiir karşılıyor sizi…

geceleri ben ağır, çok ağır bir taşın altında uyurum.
gündüzleri hafif, çok hafif bir yaprağın ucunda yaşarım.
gece beni taş ezer.
gündüz rüzgar devirir.
kanadıkça kanarım.
hayallerimi o yüzden kanla yazarım.

Size kadınlıkla lanetlenmiş bir varoluş hezeyanı anlatacağım.
Sizi saçlarının ve ayaklarının ucu arasında olup biten şeylerden ibaret,
doğurmaya mahkum,
çocuklarını kaybetmekle mühürlü,
yalnız, yapayalnız bir kalabalıkta dolaştıracağım.
İçlerine açılan kapıların arkasına saklanmış kadınların,
delirerek bedenlerinden dışarı açtıkları pencerelerden bakacağım.
O pencerelerden tekrar ve tekrar ve tekrar kendimi aşağı atacağım.



Pencereden dışarı bakıyorum.
içimde ateşler yakıyorum.
Yaptığım her yemek o ateşte pişiyor.
Doğurduğum her çocuk o ateşte eriyor.
Sevdiğim her erkek o ateşte ölüyor.
Bir bardak su içsem… Söner mi?
İsteklerimi nehre gömsem… Cinayetler biter mi?
Her şey senin yüzünden, diyor babam.
kupkuru bir adam.
İçimde ne ateş var, ne su.
da biliyor, benimse içimde hem ateş var, hem su.

                               

 Mine Söğüt'ün Deli Kadın Hikayeleri kitabı için tanıtım filmi...

Seslendiren : Mine Söğüt

Resimler : Bahadır Baruter




                                             








8 Şubat 2015 Pazar

Erken Kaybedenler - Emrah Serbes

0


Emrah Serbes
Erken Kaybedenler
İletişim Yayınları
Sayfa Sayısı : 143
Kategori : 19

Arka Kapak : 
Unutmanın acısı ayrılığın acısından farklıdır.Ayrılık hüzne yakın unutmak kasvete.Yani birini er geç unutmaya mahkum olduğunu bilmenin kasvetinden bahsediyorum.Belki de neden bahsettiğimi bilmiyorum , sadece üzülüyorum keder.

AnKara polisiyeleriyle tanıdığımız Emrah Serbes, bu defa direksiyonu kırıyor ve edebiyatımızda pek de işlenmemiş bir başka meseleye el atıyor. Erkek çocukların enerjik, hüzünlü, alengirli dünyasına giriyoruz...
Baba çalışıyor, anne ev hanımı, muhafazakârlığın kalesi...İşçiler, yoksullar, teyzeler, abiler... Kolay ağlayan sert adamlar... Taşra seyrekliği, mahallenin kalabalığı... Kıskanç, gururlu, saf ergenler... Emrah Serbes, çabuk öfkelenen, kolay vazgeçen, baştan çıkmış erkek çocukları konuşturuyor... Kederli, insana dokunan komik hikâyeler bunlar...

Erken Kaybedenler... Yoldan çıkmış bir neslin manifestosu...

Konusu :

Kitap toplam 8 öyküden oluşmakta.Her hikaye birbirinden farklı ortak noktaları ise istedikleri gibi çocukluklarını yaşayamayan , küçük yaşta bir takım zorluklar çeken çocuklar.Her öykü erkek çocuklarının ağzından anlatılıyor. 10-15 yaşları arası. Erkek çocuklarına empoze edilen fikirler , aile ilişkileri , ilk aşkları , kızgınlıkları  , erkeksi içgüdüleri kısaca gerçek dünyaya adımlarına yer verilen bir kitap.

Alıntılar :                                                                                                                       
Kimi Sevsem Çıkmazı ; Syf :143

“Apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın Bülent?”
“Hangisini?”
“Otomatik yanan, sensörlü lamba.”
“Hayır!”
“Komşu görmüş, yalan söyleme. süpürge sapıyla kırmışsın dün gece.”
Önüme baktım..
“Neden kırdın?”
Cevap yok!
“Hasta mısın evladım? Söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle..”
“Kırdımsa kırdım, ne olacak! Çok mu değerliymiş?”
“Lamba senden değerli mi evladım, lambanın amına koyayım, lamba kim? Yöneticiye de dedim; lambanızı sikiyim, kaç paraysa veririz. sen değerlisin benim için.”
“Beni görünce yanmıyordu baba.”
“Nasıl ya?”

“Görmezden geliyordu, yanmıyordu. kaç sefer yok saydı beni.”
“E beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor.”
“Hadi ya! sahiden mi?”
“Evet. ucuzundan takmışlar. Bizimle bir alakası yok.”
Babama sarıldım, yıllar sonra…’’ 

  Yorum :Sanırım 19.Kategoride beni mutlu eden bir yazar oldu Emrah Serbes , yazdığı öyküler o kadar tanıdık , dili o kadar sade , komşu kızına aşık olma , mahalle maçları aslında yazdıkları sizin veya etrafınızdaki insanların yaşadıkları herhangi bir durum olabilir.Kitabın bazı yerlerinde ince esprileriyle de yüzümü güldürdü.